Excerpt for Uçan Balon by , available in its entirety at Smashwords




Uçan Balon





HİCRAN SAKA





Telif hakkı © 2018 Hicran Saka

Tüm hakları saklıdır

ISBN-13: 9781370650583






Elbette yine sana…


İÇİNDEKİLER


DEVEDİKENİ

RÜYA

UÇAN BALON

KAYIP ÇİÇEK

GÜLÜMSEME

BİR BAHAR ŞİİRİ

KIŞ

HESAP VER

TERK-İ DİYAR

ACI

-MIŞ GİBİ

DONDURMA

ARDIÇ

TEK VE ÇOK ÜSTÜNE

GECE KAHVE ÜZERİNE

YAZMAK ÜZERİNE

SABAHLAR

İNCİR FİDANI

DENİZ VE BEN

BODRUM

GÜNEYDEN

YOL-CU

KAÇAK

YOLDA

ANLAMIYOR

KAPI

PENCERE ÖNÜNDE SAATLERCE

KAF DAĞINA

GÜN

GÜVERCİN

YAZAMADIĞIMDA

NEFES

KANLI BIÇAKLI

15 OCAK

SESSİZ

CEYLAN

DEM

YUMAK

ÖLÜMLÜ

ESKİ

OKURYAZAR

MANİPÜLASYON

GÜL

BOŞ BAHÇE

İNCE NAKIŞ

DÜNÜMDE YARINIMDA

MÜJGAN

SON TREN

BAHARSIZ

LÜZUM YOK

REVA

MÜHÜR

NEDENİ VAR

VESVESE

SON YÜZ

KISA

MUTLU SON








DEVEDİKENİ


inat pembe olabilir

kırsal bir alınyazısında

yol kenarlarında bizden bir tane

olsa yeter göze batmaya

RÜYA


O bahçeye gelmişsin

Arkanda bir dolu kuyruklu yıldız

Hayatta tüm ölmüşler ve gencecikler

Temiz pak üstü herkesin

Uzakta kalmış düşmanın

Zayıf, düştü düşecek

Mutfağın ekmek dolu

Bahçen bereket

Kolların demet demet çiçek

Basıyorsun ayağını, cana geliyor toprak

Her vurduğun kuyu sulu

Gözünün aradığı kim varsa

Haymanın altında mutlu

UÇAN BALON


Aklımda bana ait

Bir milyon farklı düşünce

Satsam hepsini pazarda

Tanesi elli kuruşa

Beş yüz bin eder

Birer liradan beş yüz bin balon

Alsam, dağıtsam

Sokakta oynayan çocuklara

Beş yüz bin farklı renkte

Her çocuğun gözünde

Değişse, çeşitlense her biri

Benzersizce çoğalsa gece düşlerinde

Salsalar ipini günü geldiğinde

Gökleri doldursa

Milyonlarca balon

Milyonlarca farklı renkte

KAYIP ÇİÇEK

Çürüyorsa dünya çiçekler durur mu

Narin bir çiçeğin boynunda asılı

Çiçek çürüdü, dünya durur mu


Bizden önce bir vakit

Sarmaşıklı avlulardan güvercinler havalanırmış

Biz bilmeyiz

Şiirlerden öğrendik

Uzun yollara kenar tarlalarda

Bize salt günebakanlar kalmıştı

Çiçeğin yönü güne, çocuğunki çiçeğe

Düşler çiçeklere

Tarlalar güneşe emanetti

Çok geçmedi

Hem o çiçekler

Hem o çocuklar yitti

Söyle şimdi

Sen nerdesin sıra hatmi

Arsızca uzayan

O adını bilmediğim sapsarı açan

Kadifemsi çiçek

Bir çalı gibi haylaz

Yabanda asi

Bize kıyamadığından dikensiz

Adını yaşıtlarım bilmez

Sonradan sordum

Kimi dedi peryavşan

Kimi civanperçemi

Kırlar gibi kokardı

Elime bulaşık kokusu kaldı bir tek

Yüksek yaylaların yaban kekiği

Ne acı

Şimdiki çocuklar bilmiyor

Zakkumun zıkkımdan geldiğini


Çimenler acı acı kokuyor

Papatyadan taç giymemiş

Krallar yönetiyor dünyayı

Olacak iş mi?


Çürüyor dünya, çiçekler durur mu

Solmuş bir çiçeğin boynunda

Dünya mutlu olur mu

GÜLÜMSEME


Ne zaman ki yüzüm güler

Bil ki aklıma sen gelirsin


BİR BAHAR ŞİİRİ


Kış geçti mi gönenmeli insan

Baharda saçlarına çiçekler takmalı

Yaseminler sürünüp boynunun kuytusuna

Yeşilin en güzelinden yapraklarla donanmalı

İğde ağaçlarının altına uzanıp

O baygın havada bir çabuk

Yarının kaygısız düşünü kurmalı

Havadan daha hafif olmalı insan

Bir kuş sürüsünde

Göçün başını çekmeli

Rüzgara karışıp gitmeli sessiz sedasız

Yol onun ardınca akmalı

Yaşayacaksa böyle yaşamalı

Saçlarında çiçekler

İnsan bahar olmalı

KIŞ


Bir kabuk gibi içine saklandığım paltom

Alışkın olduğum soğuk kollarını

Boynuma dolar atkım

Buzdan bir sessizliği özler bazen benlik

Bir yerlerde kış depreşir

HESAP VER


Kaç dert bir çok eder

Kaç gözyaşıyla açılır bir çiçek

Sen hangi zamandan beri burdasın ağaç

Kaç gökyüzü bir mutluluk eder

TERK-İ DİYAR

geride bırakılan diyarlara

Bu bir veda şarkısıdır

Korkma, bugün gitmeyeceğim

Gideceğim gün acelem olacak

Bir veda payı bırakmadan alacak beni son tren

Belki kısacık elveda diyebilirim sana

O da ölmek pahasına

Elimde aceleyle hazırlanmış bir çanta

Çaresizlik içinde kapında durup bekleyeceğim

Benden daha umarsızı olmayacak

Şaşkın, yüreksiz bir hüzün

Tepeden tırnağa dert

Baştan ayağı müşkül

Dağlanmış yüreğinle sessiz

Arkamdan bakacaksın

Bir beyaz bulut olacak beyaz mendilin

Ağzımda en güzel yemeklerinin tadı

Yemyeşil engin ormanlar gözlerin

Bir bakacağım, arkamda kaldı


Sen bu şarkıyı şimdi dinle

Meraklanma, daha var o günlere

Şarkılarımız azalarak bitecek önce

Bizim olmayan kavgalar alacak yerini

Ağlamaktan yorulduğumuz bir anda

Mutlak bir sessizlik sonrasında

Gideceğim


Kendi ayak seslerimin yalnızlığına yürüyeceğim

Tükenen mavilerinden olabildiğince uzağa

Soluksuz yepyeni bir feryada

Bir yerlerde umut sıcaklığında gökyüzü

Yine de bilmiyorum hangi güvercin uçar

Tarihin o insan eli değmemiş sayfasında


Sen hep yoksunluğum olacaksın

Boşluğa düşen adımım eve giden yolda

En zor zamanımda ya da uzaklara daldığımda

Dilime senin şarkıların gelecek

Gök ve yer yüzünün kaynaştığı noktada

Senden kaçınılmaz bir iz belirecek


Ağrın sızın, ne varsa ben götüreceğim

Sen toz duman içinde gözden yiterken

Benden sana son kalanları da alacaklar elinden

Sonra ne şarkı ne mektup ne veda

Gece bir yıldız belirecek karanlıkta

Ona tutunup kalkacaksın ayağa

Duyacak, mutlu olacağım


Seneler sayılamayan bir hızla akacak

Ben her akşam eskimiş bir atlasta seni arayacağım

Bir gün saçlarımda çoğalmış aklarla

Son arzu gibi dönüp seni bulacağım

Senin bağrında gencecik evlatların olacak

Hepsi mutlu, hepsi güneşten bir parça

Bense artık ne serde ne yarda

Kapıyı açtığında genç bir soluk gibi çarpacaksın gözüme

İnanmayacağım

Sen beni hatırlayacaksın, gittiğim o günü

Ben son gün üstümdeki kolu sökük hırkayı

Sen gittiğime memnun, ben döndüğüme üzgün

Bir yabancının bakışlarıyla

Kapıyı son kez bana kapatacaksın


Bu, söylemesi en zor şarkı tüm hayatımda

Bırak uzun sürsün, özeneyim

Eski bir kayıt dersin soranlara

Bir veda şarkısıdır söylediğim

Benim kadar üzülme dinlediğinde

Bil ki bir gün gideceğim  

ACI


Canın acımadan izleyebildin mi gökyüzünü

Doyasıya

Karanlığa okudun mu hiç yazdığın bir şiiri

En sessiz şiirler karanlığa okunanlardır

Ve bir incir ağacının kokusuyla

Geleceği düşlemek

Çok acı verici olabilir

-MIŞ GİBİ


Gelebilir miyiz bir gün yan yana

Hiç ayrı düşmemiş gibi

Tüm çizgileri silebilir miyiz

Kahır icat olmamış gibi

Neşeyi pınarından içmiş gibi

Kaygıya meydan okuyup

Durabilir miyiz ayakta yan yana


Duyabilir miyiz iliklerimizde

Her anı bir altın çağ gibi

Güneşin sıcacık bakmasını

Rüzgarın tuzlu kokusunu

İçebilir miyiz kanacak gibi


Özgürce soluyabilir miyiz

Her bahçede reyhan kokusunu

Mevsiminde çıkabilir miyiz ağaca

Hiç kiraz yememiş gibi


Bakıp gülebilir miyiz dünyaya

Toprağa hiç gözyaşı düşmemiş

Hiçbir çocuk boynunu bükmemiş

Her gelen bayram sevinçmiş gibi


Aldanabilir miyiz senle

Mutluluk varmış gibi

Yarın ölmeyecekmişiz

Zaman varmış gibi

Açlık öldürmez

Dert söylenmezmiş gibi


Yaşayabilir miyiz

Başka türlüsü mümkün

Yeni bir yaşam

Varmış gibi

DONDURMA


ben büyüyünce bir şiir yazacağım,

dedi çocuk,

hiç bitmeyecek

ARDIÇ


Bir ağaç gördüm bugün

Ardıç olduğunu bildim

Söyledim, inanmadılar

Ardıçtı, eminim

Gün gibi açıktı

Hava kadar, su kadar berrak

Bir ardıç

Yağmur yağsa çam gibi kokacak

Ama yağmadı

Belki inanacaklardı

O bir ardıç

Atası çam, anası servi

-Nerede görseniz tanırsınız

Mezarlık ağacı-

O derli toplu

Bu uçarı, deli

Sevilmek isteyen her çocuk gibi

Söyledim, adını dedim

Tanımadılar

Bana inanmadılar

Ona inansaydınız bari

Ardıçtı o, bir ardıç

TEK VE ÇOK ÜSTÜNE


Teksin bugün yalnız olmak zorunda değilsin

Bırak inadı yan yana duralım

Bak güzel günler bekliyor

Ucu mendilli bir halay olalım

Ne olduğumuz fark etmez

Beraber aynı anda olalım

Yedi, yetmiş ve aradakiler

Kayıp şiirler kitaplığında ötekileri arayalım

Aklından geçen, aklına gelmeyen

Hepsini bir masanın üstüne koyalım

Rüzgar esip fikrimiz savrulduğunda

Masadaki sıcak çorbada güveni duyalım

Bir çocukta elbise

Gerekirse basma fistan olalım

Efil efil essin hayat yüzümüze

Huzur bulalım

Çok olalım, bitmez olalım

Büyük Saat, Küçük Saat ve arasında kalan tüm zamanlarda

Çok gözlü köprülerin altından

- insanlığın tüm zoruyla ehlileştirilmiş

ama görülmedik renkte, engin bir ırmak olalım –

akalım

Sonra güneş olup aynı ırmağa çağalım

Bayram olalım, sevinç olalım, kavuşmak olalım

Elden ne gelirse

Umut olalım

Soluk alamayacak kadar kalınlaşabilir

Bizi kuşatan hava

Soluğumuzu birlikte tutalım

Tükenmeyen biz olalım

Son ümit de un ufak olduğunda

Tozlarını birlikte avuçlayalım


Gülmek bittiyse ağlamak bitmedi ya

Gel birlikte ağlayalım

Dağlar, göller, akarsular karardığında

Bir annenin yavrusunu bulduğu alışkanlıkla

Birbirimizi tutup kucaklayalım

Kilitli kapıların aralığından

Mahzen karanlığında üzüme ışık tutalım

Bağ, bağban ve kırmızı topraklara dair

Anılarını soralım

Şu dünyaya bir gülümseme sunalım

Şimdi teksin

Tut elimi, çok olalım

GECE KAHVE ÜZERİNE


Gece yarısı

Müptelalarına vuran bir kahve kokusu idi

Vuran

Sessizliğinde küsmüş bakışların

Geç kalmış,

Yersiz,

Aynı anda zamansız

Bir çift söze sığınma isteği

Hiçbir evde hiçbir gece

Ne o kahve içildi

Ne o bakışlar silindi

Sessizlik yeri doldurulmaması gereken bir cisimdi

YAZMAK ÜZERİNE


Yazmak çare olsaydı sızlar mıydı yaralar

İçi kömür, dili sivri; kalemden dost mu olur

Acıyorsa canımız ölmedik daha

Acı çekmek yaşamanın bildiğimiz tek yoludur

Yol bir çizgi, dimdik ve derin

Bir kalem yarası kağıt üstünde

Durabilmek kağıdın üstünde kalemden sonra

Yazı olmak ereği bizim gibilerin

Yaşamak sayarız

Sızısı dinmez bir yaranın üstünde yürümeyi

Ve çağlarda açtığımız yaralara gömülmeyi

Kalem biterse adına ömür derler

Kağıt yorulursa kader

Yazı biterse benlik ve çağlar yok olur

Yazmak, acılara rağmen

Yaşamanın bir yoludur

SABAHLAR


Bazı sabah uyanıyorum

Çok ağrıyor bir yanım

Yürüyecek güç olmuyor dizlerimde kimi

Görmek, duymak istemiyorum hiçbir şeyi

Paslı tadıyla kötü kokuyor dünya

Acı değilse de kekre bir renk yaşamak

Kendime cevabım hep hayır

Neden diye sormadan

Batırmış oluyorum gemileri eni konu

Gün öğleyi bulmadan

Sonra bir şey oluyor

Bilmediğim

Anlık bir güçle

Çevreme bakıyorum

Değişiyor her şey gözümde:

Alabildiğine güzelken dünya

Böylesine yeşilken gözler

Hala dillerden dökülürken benler

Vazgeçtim, bu kadar kolay

Ölmüyorum

İNCİR FİDANI


Bir incecik fidan durur

Sarı Saltuk tekkesinin başında

Tekke durur

Fidan büyür

Belki yolcu yine gelir

İlk buluşma hatırlanır

Uzakta tüm sevilenler

Uzakta sen

Fidan büyür, incir olur

Koyu bir gölge eder incirin yaprakları

Serin bir rüzgarda

Nefesin eser

İncir kokulu

Fidan büyür

Rüzgar eser

Zaman durur

DENİZ VE BEN


Dün Akdeniz’e dokunduysam

Yarın Ege’ye

Siz gittiğiniz yerlerden

Nesneler getirirsiniz

Anı fotoğrafları çektirirsiniz sevdiklerinizle

Hediyelik eşyalar alırsınız bir acele

Sahilden bir istiridye kabuğu atarsınız cebinize

Ben şiir yazarım

Uzakta bir gemi vardır

Küçülmüş ufacık

Ben ona bir selam çakarım

Otururum kuma

Deniz ve ben bir seviye

Tüm coşkunuzla yüzerken

Sizi hayal ederiz

Denizle birlikte

Gün gelip dönerken

Hüzün götürürüm yanımda

Saçlarımda kalmış biraz deniz tuzu

Paltomun yününe takılmış birkaç deniz kumu

Oturduğum rüzgarlı sahilin

Soğuğunu götürürüm yanımda

Hediye niyetine

Ben şiir yazarım her koya

Her iskeleye

Sırtımı dağlara yaslarım

Yüzüm illa ki güneye

Gözlerimle çizerim denizin resmini

Denizle ben bir seviye

Bir rüzgar gülü görmek kadar

Sürer Don Kişot olmam

Süreriz yel değirmenlerini

Rüzgarın estiği yöne

Deniz ve ben el ele

BODRUM


Çok istedim

Burada da bir şiirimiz olsun

Bodrum’da denize karşı

Sahilde kıpır kıpır ışıklar

Her biri dönüp bana bakman gibi

Bu küçücük koy ne kadar eski

Sordum

Yine de hatırlıyor seni

Kış ortasında, Bodrum’da

Burnuma yasemin kokusu geldi

GÜNEYDEN


Yola çıkma zamanı geldiğinde

Güneyden içeriye

İki zakkum ağacı atmalı cebine

Ufukta mavi bir çizgi göreceksin sudan

Ufku da at cebine

Kızılçamlardan koy sonra

İğnesini, kozalağını, kokusunu, gölgesini

Ayrı ayrı koy ama

Bahçelerden eriğin her rengi

Her çiçeğin her kokusu

Birer tane olsun

Varsın cebinde bulunsun

Öğlenin sıcağını

Gecenin serinini de koy

Yıka ayaklarını

Uçsuz tarlaların üzerindeki bulutlarda

Koy bir parça bulutlardan da

Dondurma!

Dondurma en güzelidir, korkma

Derin bir “oh” koy

En az bir cebine

Muhabbeti koyulaşmış sofralardan

İçten bir “ah”

İkisi de bir gün lazım olacak



İyice şişti mi ceplerin?

Denize atlamadan

Çıplak ayaklarına batan

Çakıl taşlarından doldur

Kalan boşluklara

Yükün ağırlaşacak

Mevsim kışa çaldıkça

O vakit

Bir bir çıkar, at cebinden

Çakıl taşlarını

Rahatla

YOL-CU


Ben yolu bilirim

Yol beni

Birbirimizin nereye gittiğini

Susarız

Çözülür zaman

Susarız

Menzile varıncaya kadar

KAÇAK


Uzak diyarlardan çıksam yola

Her köşebaşında kimliğimi

O kadar çok sorsalar

Yorgun ve kimliksiz

Düşsem kalsam yere

Ve kalsam orada

Koca bir gece

Gecenin ayazıyla donsam

Küçülsem iyice

Nice sonra kalkabilirsem ayağa

Çalsam kapını bir sabah yedide

“Kimsin” deyince sen

Gülsem kalan son gücümle

“Biliyorsun” desem

O hırpani halimle

Yine de alır mısın beni

İçeriye?

YOLDA


On beş yıldır yoldayım

Bitmedi yol, yetmedi menzil

Bir tünele girdim

Arkam Toroslar, önüm bozkır

Yayan yapıldak sana koşuyorum

Bağlı gözüm, bağlı dilim

Elim, kolum, yüreğim

Hasan Dağı püskürmüş

Küllerinden simsiyahım

Kar soluğumu kesmiş

Uçurum dizili bir yanım

Yolun sonunda kurtuluş

Yol bir bitse sana varacağım

ANLAMIYOR


Yoruldum, anlıyor musun?

Kayalardan aşağı yuvarlanmış

Saatlerce düşmüşüm tek başıma

Kimse duymamış

Bir çiçek görmüşüm kenarda

Tutunmuşum ona

Asılı kalmışım


Mutsuzum, anlıyor musun?

Ağlamışım kimse duymamış

Çağırmışım gelmemiş

Biri karşıdan gülümsemiş

Kim bilir kime

Uzaktan seyrine dalmışım


Karanlıktayım, anlıyor musun?

Yıllar geçmiş gün doğmamış

Gece ayazından hırpalanmış

Üstüm başım

Aralıktan sızıyor garip bir ışık

Boynumu ışığa uzatmış

O aralıkta yaşıyorum

Gözümü dikmiş ufka

Güneşi arıyorum


Doğmuyor gün

Kimse gelmiyor

Anlamıyor

KAPI


Yola, yolcuya dair

Her türküyü söylediler

Bitti

Tak tak tak...

Gelen benim

Aç kapıyı

PENCERE ÖNÜNDE SAATLERCE


Her gece o pencerenin önünde

Oturup saatlerce

Bekleme

Beklemek kavuşmak olmamıştır çok zaman

O uzaktaki şehrin ışıkları

O kadar uzak değil

Anlayacaksın oraya vardığın an

Yalçın kayalıklar kârın değilse değil

Engin ovalarda yaşa

Ne var

Çek bir portakalı dalından

Aç, içinden hayat çal

Çıkar o üstündeki eskileri

Hiçbir pejmürde kurtarmamıştır dünyayı

Varsa bunu başaran

Öncesinde çok denemiştir şansını

Penceredeki senle kalma baş başa

O sana ancak dert anlatır

Düşür yolunu güneşten yana

Seni durmak yıpratır

Saatlerce oturup önünde

O pencerenin

Bekleme

Yorgun düşmesin hayallerin

Haydi davran

Bak yağmur da yağdı

Yıkandı bütün acılar

Durma, kalk ayağa

Yeniden başlayacak gücün var

KAF DAĞINA


Bir kuş alsa beni

Kaf dağının tepesine bıraksa

Bulutlar altımda kalsa

İnsandan eser olmasa

Beynim sussa

Tedirginliğim

Kuş uçmaz kervan geçmez

O dağ başında

Tüm güzel günler yanı başımda

Avazım çıktığı kadar bağırsam

Duysa beni yağmurlar, bulutlar

GÜN


Gün olur gece bir yanda kalır

Gün olur rüya günden pay alır

Gün olur yüzü dünden ayrılır


Gün olsun bize kalsın bu dünya

Gün olsun biz bize kalalım

Gün olsun birbirimize kalalım…


Gün doğsun senin olsun

Gün gelsin benim olsun

Gün olursa bu gün olsun


Gün ola harman ola

Gün ola beri gele

Günberi ve günöte…

GÜVERCİN


Ben taze otlar arasında

gezinen bir güvercin

Bilirim, insan bana yabancıdır

Yine de yanaşırım

Gel derler

Tam yaklaşırım

Biri el çırpar

Korkuturlar

Bir gök gürültüsü şaklar

Görünmeyen kulaklarımda

Yaklaştığıma pişman

Kaçarım


Ben kırıntı peşinde gezinen

aç bir güvercin

İnsanlığın döktüğü beton üzerinde

İşe gidenlerin izinde

susam peşinde

Kadınların çırptığı sofra bezinde

Eğilirim yemek için

Üstümden iki lastik tekerlek geçer

Ezilir kalırım


Ben donmuş bir park çeşmesinde

su arayan güvercin

Tutunmaya çalışırım

Kayar ayağım, kış soğuk

Kimsecikler yok etrafta

Ölmemeli burada

Vazgeçer, uçarım


Ben kuru otlar arasında gezinen

kendince bir güvercin

Ben gezinirim, onlar izler

İnsanoğlu beni izlesin diye varım

Hep aynı güvercinim bakan gözlerde

Bense izledim her mevsimi

Her mevsim çirkin yüzünü dünyanın

Her acı, her yokluk tekrarlayacak

Öğrendim, aynı döngü alacak canımı

Varsın olsun

Otlar yeşerince yine uğrarım

YAZAMADIĞIMDA


Biliyor musun, yazamıyorum ne zamandır

Karla kaplı yamaçlar

Upuzun bir duvar

Sürgüsü düşmüş bir kapı

Yok, kalmamış bence bir anlamı

Alabildiğine hürmüşüm gibi

Bitiyor tadına varmadan

Yorgun şehir meydanları

Öyle özgürüm ki

Hiçbir seçeneği seçmeme hakkımı kullanıyorum

Konuşmak kenarda dursun

Çoktandır yazmıyorum


Oysa bir otobüsteyim

Günün en benden saati

Gece vakti ışıkları yanan şu okul

Yol üstünde

Bir an gördüm

Sonra…

Her şey gibi hiçlik

Evren mi büyük, duyduğum bu boşluk mu?

Hayatımda yarım bıraktığım her şeyden daha eksik

Yüzümdeki bu ifadesizlik


Sis basıyor etrafımı

Nereye baksam gri

Tutunacak bir şey yok

Uzatmıyorum da elimi

Belki eskiden olsa

Biri seslenirdi

Bir kamyon kornasıydı çalan

Boşuna, korkamıyorum ki

Kırgınım, o da öyle çok değil

Belki beni beklemeden gitmişsin

Çocukken topunu bana vermemişsin gibi

Çok çağrılmayan bir anı şimdi

Tek anımsadığım: top, gökyüzü gibi maviydi


Haberin yoktur ama yazamıyorum çoktandır

Yazınca biraz acıyor düşüncelerim

Acıya alışmanın sonu kötüdür

Ben yazdıkça siliniyor düşlerim

NEFES


İki koca gün daha geçti hayattan

Umutlanacak pek bir şey kalmadı yarınlardan

Neyse ki nefes alıyoruz kendiliğimizden

İnsafına kalsa onu bile

Alamazdık dünyadan

KANLI BIÇAKLI


Gökten yaralı bir kuş düştü önüme

Kardeşliği vurmuşlar

Barışın kanıyor tüm yaraları

Kuş utanmış, dediler, özgürlüğünden

Ayrılmış sürüsünden

Geri dönmüş aldığı yolu

Bakmış, yanıyor yeryüzü

Daha çok acıyamaz canım, demiş

Ne olsa

Önce beni vursunlar ki meşru olsun zulüm

Ve belki o zaman ses getirir ölüm

Açmış kanatlarını kocaman

Yaklaşacak olmuş insanlığa

Bir anda bir milyon silah,

Ok, tüfek, mancınık, top, tank

Ne varsa

Delinmiş gökler, yarılmış yer

Kanlı bir küle dönmüş beyaz kanatları

Binlerce yıl olmuş

Vurmuşlar kardeşliği

Barışın onmuyor yaraları

15 OCAK


Bugün doğmuş Nazım

Söylenmeyeni söylemeye

“Bağır bağır bağırmaya”...

Ve ölmüş sabahın altı buçuğunda

Eli bağrında

Ne olduysa oldu bu arada


İçimde bir his

Yararsızım herkese

En çok da kendime

Her yeni gün daha anlamsız bir öncekinden

Bir gram bile kaybetmiyor

O boktan halinden

Acı veriyor düşünmek

Herkesle aynı yolda yürümek

Yönüm ve adresim farklı

Ama “onlar”la “ora”ya sürüklenmek

Yetti ve bitmedi

Yarı deliliğimin önsezileri

Hep aynı köşeyi gösteriyor

Çukurun en dibinde

Bir bok çukurunun içindeyiz hep beraber

Öleceğiz eşine eşine

Gitmediğim yerler var daha

Çok şarkılar geçiyor içimden

Yazılıp söylenmemiş

Eskiden olsa derdim: “Bunlar olmadan ölmem”

Ama artık yok bunları söyleyen parçam

Hastalandı, çok gördüler ilacı

Yerine bir acı ses koydular, diyor:

“Ölürüm, hiçbir şey olmaz”


Günün en saçma saati

Ne yapsan yaramaz

Hiçsin sen de her şey gibi

Yok da olsan kimse yanmaz

“Hiç” ve “yok”sa her şey

Aynı kayığa binmiş

Nereye gidiyor bu insanlar

İnin kayıklardan, düşeceksiniz

Her yönde boşluğa düşecek kayık

Çünkü dümdüz dünya

Kayıkları biz yarattık denizler gibi

Boş çukurlara ağlaya ağlaya


İçimde bir ses

Duyulmuyor

Yararsızım herkese


Bugün doğmuş Nazım

Söylenmeyeni söylemeye

Ve ölmüş sabahın altı buçuğunda

Eli bağrında

Ne söylendiyse söylendi o arada

SESSİZ


De ki deprem oldu

Bir taş bir taşın üstünde kalmadı

Toprak yığıldı üstüme yamaçlardan

Yıldırım düştü, ateşe verdi her yeri

Sel bastı, denizler kabardı

Yarıldı yer, yuttu herkesi

Kalbi atan tek can kalmadı

Ses soluk çekildi dünyadan

Gözümü kapıyorum ya, ardından

Öyle bir sessizlik

CEYLAN


Yaralı mısın ceylan, acıyor mu bir yanın

Rüzgar esince sızlıyor mu dalların

Vatanından mı sürüldün, umarsız mı kaldın

Hasretten senin de kalkmıyor mu kolların

Bu kadar hasret haksız

Bu kadar uzak merak

Dara düşsen, koş desen elimi yetiremem

Gece ya da gündüz ağladığını duyamam

Belki haftalar geçer, haberini alamam

Kaç güneş doğar, derdin ile uyuyamam

Olmaz ama bakarsın

İyisi olur gün gelir

Üstümden çığlık çığlığa

Binlerce kuş uçuşur

Sen bunu duyamazsın

Saklayıp anlatsam da

Aynı tadı alamazsın

Kötüsü gelebilir başıma

Ölebilirim bir yerde

Sen uykuda olabilirsin gece

Bilmeyebilirsin nerdeyim

Ben hala sana üzülebilirim

Hasreti paylaştığım

Bahtıma yoldaşım

Sen başka diyardasın, ben başka

İkisi de vatan değil

Bende bir hasretin var

Kırk kez kavuşmak değil

Dertlerimin en gücü

İnan ki ölmek değil

Yoldaşım, yurtsuz yuvasızım

DEM


Yalnızlığımı demledim

Kırmızı oldu kanımdan

İçine bir karanfil, tarçın, gül yaprağı, limon çiçeği

Seni hatırlatan her ne varsa

Kenarı kırık bir fincan

Tarihin ilk devirlerinden kalma

Sayfaları dolmuş, ucuz bir defter

Kendinden vazgeçmiş bir kurşun kalem

Gözlerim gibi kör ucu

Güneşin son ışığı da sensizlikten kaçtı

Siyah kadifeler içinde tonlarca ağır gece

Kendi başıma gardiyan diktiler beni

Bomboş şehirlerin anahtarları cebimde

Gece, ben, yalnızlık

Üçümüz kol kola

Soran olunca

Arkadaşmış gibi yaptık

-Ne geceyi sever kimse ne beni

Yalnızlığı söylemeye lüzum yok

Kandırmayalım kendimizi-

Üçümüz bir olduk

Gittiğimiz her şehirde seni aradık

Belki bu sokaktan geçmişsindir

Değilse bir sonrakinden

Herhangi bir şehri sevmem

-Bir gün oralardan geçtiysen-

Senin yüzünden


İçim öyle boş ve öyle soğuk

Bir buzdağının tepesine atmışsın beni giderken

Bir yudum daha alıyorum sensizlikten

Bıraktığın boşluk benden büyük

Daha derin gözlerinden

Sığamıyoruz ikimiz bir odaya

Hep bir ağızdan bağırıyor seni tanıyan kim varsa:

Kalem, kağıt, fincan

Sırrı dökülmüş ayna

Seni soruyorlar, ses veremiyorum

Senden kalan boşlukta yok olmak istiyorum

YUMAK


Öyle bir of çekerim ucu gelmez

Of ki ne çiledir sardıkça büyür

Sarman takar pençesini oynar

Vurur yumağa şamarı

Gah sağdan gah soldan

Yuvarlandıkça düğümlenir çile

Savrulur

Of bir yana ah ne yana

ÖLÜMLÜ


Bir gün benim de

Ölümlü olduğum aklıma geldi

O gün yaşamaktan nefret ettim

ESKİ


Eskiyorum

Yaşlanmak değil bu

Hiç olmak korkusu

Kasvetinde küf kokusu var

İnanmamaktan ya da meraktan

İyice sokulduğum aynalar

Tek itirafınız onlarca yıllık yalan

Görüyorum


Değişiyorum

Kadim gümüş ustaları işliyor saçlarımı

Gözlerime batıp kalmış düş kırıkları

Hayat da böyle yer edermiş yüzde

Gülmek, gülmemek fark etmezmiş

Kabullenmek zor gelse de

O çizgiler kader gibi her yüze çizilirmiş

Öğreniyorum


Sabırsızlaşıyorum

Gün bitsin, gece bitsin

Güneş doğsun, yıl dolsun

Dün çok bekletmesin yarını

Zaman çoktan çapa bırakmış sakin sularda

Sonsuzluk da mı böyle sıkıcı?

Kendimi her yakaladığımda

Ölümü düşünüyorum



Köhnüyorum

Anılar kıymetsiz, heyecanlar yersiz

Ve artık sohbetlerim de sessiz

Telaşlardan arta kalan

Şenliklerden saklanan biri

Yıkılsın diye gözünün içine bakılan

Ahşap konaklar gibi

Dökülüyorum


Eskiyorum

Çaresi yok, geri dönüşü de

Lime lime, parça parça

Her solukta biraz daha

Ölüyorum

OKURYAZAR


Bıraktım okumayı

Kim ne yazmış, ne demiş

Kirlenmesin aklım

Boğazımda düğümlerim

Sana yazılmış bir kitabım

Gelişin bir sayfa

Gidişin bir

Gülüşün, soru soruşun, yürüyüşün

Lazım oldukça açıyorum

Kaldığım yer fark etmez

Her anınla seni yazıyorum

MANİPÜLASYON


Sen gülersin

Ben, bahar açtı, derim

Şairin sözüne güvenilmez

Öğren bunu sevdiğim

GÜL


Yaprağı gülün katmerlidir dizilir

Görülmez kanar derdi, en derindedir

Ağlasa duymaz bülbül gezer nerdedir

Kimse bilmez neş’e bülbül, dert güldedir

BOŞ BAHÇE


Beklemekle son bulur mu senden yoksun uzun yıllar

Takvimin her sayfasında aynı veda akşamı var

Can yakıcı bir intikama çıkacaktı ki yollar

Böyle suskun o eski kağıt kaplı duvar


Bir karanfile dokunmaktı oysa dokunmak sana

Kırmızıyı okşamak güneşin batışında

Cam kırıklarına silmek yüzünü uyandığında

Derine iniyor yaran adını her andığımda


Özlemlerde maziyi ninnilerle uyuttum

Yarım kalan hevesleri hayalinde unuttum

Yeri boş şimdi, altında dilek tuttuğum

Bahçemdeki leylağı gözyaşımla kuruttum


Kurşundandı hava, gökler yerlere döküldü

Sahipsiz tüm şarkıları derlediğim gündü

Bu çağda çaresizlik bende hükmünü sürdü

Onulmaz dertlerin ozanlığı bana düştü


Hüznü yazan sayfalara sararım bahtımı

Ufkun kızıl rüzgarına veririm adını

Sorarım, gelmemişsen kapatırım kapımı

Derim ki o karanfil sevmedi bu toprağı

İNCE NAKIŞ


Gelmiyorsan eğer neden bu telaş

Hiçbir dile gelmez bunca yakarış

Kirpiğinden dökülen ince nakış

Kaderime gölge değil, bent olmuş

Talih ayrılığa çoktan alışmış

Vuslat ele, hicran bir bana düşmüş

DÜNÜMDE YARINIMDA


Yoktan var edip bir mutat hayali

İnanmak güç oldu ararken seni

Yakında yok isen muhtaçken biri

Uzak dur, sus, sakın verme ismini


Varlığın vad'olan bir mutluluktu

Gelecek hem geçmiş bana sen sordu

Kalmadı ne köşe ne de bir kuytu

Adından başka iz görünmüyordu


Derler ki gözünde dünya yeşermiş

Salınır ardında mevsimler şenmiş

Uğruna niceler ömrünü vermiş

Bir kısmet bir yasa nasıl da denkmiş


Dilimi sustursam susmuyor aklım

Zor artık sanmam ki sende dermanım

Bilsem ki böyle de aç biilacım

Söylemem yarama merhemse adın


Her zaman sevenler olacak seni

Çok sonra duyarlar şikayetimi

Verdiğin taşınmaz, bitmez çileyi

Yazdıkça kaderim itiraz etti


Çaresiz kurtuluş tek unutmakta

Beis yok her günü sensiz saymakta

Bırak yol alayım karanlıklarda

Yoktun dün, olmayacaksın yarın da

MÜJGAN


Müjgan, gel seninle yalnız kalalım

O tuzlu denizin önünde durma

Bu gece dolunay, dalga çok olur

Yorgun pınarlar sabaha durulur

SON TREN


Akşam sessiz, hava ayaz

Bu beklenen son trendir

Gönülsüz o yolculuğu

Kimse dilememiştir


Son çağrı, son sevgili

Son buseyle son veda

Alıcı kuşlar gibi

Çığırtkan o düdük

Ayrılığa davettir


Beklerken ona son bakış

Tutunduğu beyaz mendil

Bir hayat dolu bavul

Sandığından hafiftir


Son çağrı, son sevgili

Son buseyle son veda

Alıcı kuşlar gibi

Salınan kara duman

Ayrı düşmek demektir


Tren kalkar, yolcu gider

Sızlar sanki karanlık

Sonsuz gece ıssız kalır

Dilsiz, ıssız, karanlık


Son çağrı, son sevgili

Son buseyle son veda

Kara haber gibi göğe

Yükselen kara duman

Hiç dönmemek demektir

BAHARSIZ


Söylesinler bahara, çiçek açmasın

Sevdiceğim gelmedi, ziyan olmasın


Geçit vermez dağlara hep kış yaraşır

Baharsız bir ömre de mutsuz alışır


Gelme bahar, gelme ki sabrım solmasın

Gözyaşlarım çözülüp seller coşmasın

LÜZUM YOK


Yalnızlığın en karanlık anında

Ne bu gece ne de yarın şafakta

Bekler, hala umudu var, sanıp da

Yola düşme, gelme sakın, lüzum yok


Yoruldum çok geçen yıllar içinde

Gah savruldum gah tutundum izinde

Şimdi bana acıyıp gel desen de

Gözlerimde bir tek zerre umut yok


Gençliğimin ağıdı son bulurken

Bekleyen yüz solmuş, dargın bakarken

Hayallerim kızıl ufka batmışken

Kader, sana kahretmeye gücüm yok

REVA


Reva mı bana bu bitmeyen figan

Sensizse hayatım tümüyle ziyan

Gözüm yaş, dilim vazgeçmiyor ah’tan

İyiyim yazan o mektuplar yalan


Fallarda yollar var hep sana varan

Falcılar yalancı, düşmansa cihan

Üzülme, ağlama, tek bana inan

Bülbülse gülünü eylemez viran


Gücüm yok, dermanım tükendi çoktan

Gelmezsem korkma hiç ayrılmam senden

Her gece öperim resmini candan

Gül yanakta sıcak busemle uyan


MÜHÜR


Benim öyküm senle başlar, tek bir bakışla

Canı yakan bir çift gözden bana kalanla

O gözlerin benden asla kaçmasın diye

Mühürledim bakışını utkularımda


Şu hayatta tek korkum var; senin elinde

Sensizlikten deli olmam günün birinde

Yarım aklım her gölgeyi sen bilsin diye

Mühürledim suretini rüyalarımda


Çaresizlik yaşamakmış senden uzakta

Her yanımda, her anımda tatlı hülyanla

Bir gün dahi sen olmadan geçmesin diye

Mühürledim hatıranı yarınlarımda

NEDENİ VAR


Sanma ki cehaletten

Sözsüzlüğe vuruşum

Kendi kendime ve senle

Susuyorsam nedeni var


Yarım kaldı sevincim

Seni bulmalı ahım

Bugün değilse yarın

Sayıyorsam günleri var


Her yarayı açtı dilin

Umuduma yetmez gücün

Bu acıya rağmen kalbim

Atıyorsa ereği var

VESVESE


Nerdense bulaştı talihime bu kara

Anlattım, çıkmadı gördüğüm rüya hayra


Gittiğin yer sana alışmadan

Gündüz geceye kavuşmadan

Göğe yıldız dökülmeden

Gel, ne olur


Çok sürmez sanmıştım küskünlüğümüz

Ya vesvese ya kabustu gördüğümüz


Ayla güneş barışmadan

Günberiye ulaşmadan

Son mendilim kurumadan

Gel, ne olur


O günden beri uyku yüzü görmedim

Sensiz geçen zamanın hesabını bilmedim


Bahar buraya uğramadan

Eller bana gülmeden

Kadere esir düşmeden

Gel, ne olur

SON YÜZ


Gece yarıydı, denizi seyre çıktım

Her kıyıdan sudaki aksine baktım

Kahır girdabında derine batarken

Gördüğüm son yüz sen ol istedim

KISA


Haddinden kısaymış şiirlerim

Öyle diyorlar

Onca söze ne gerek var

Sessizlik bu kadar güzelken

MUTLU SON


Ve yok oldu insanlık

Pis bir koku kaldı geriye

Bir de her yere sıvanmış balçık





Download this book for your ebook reader.
(Pages 1-76 show above.)